Bugün sizlerle en temel gıdamız olan, ama bir o kadar da yanlış anlaşılan ekmek konusunu konuşmak istiyorum.
Son yıllarda "ekmek yemeyin" uyarılarıyla sık sık karşılaşıyoruz. Peki, gerçekten sorun ekmek mi, yoksa onu nasıl ürettiğimiz mi?
Modern tarımın bize dayattığı yüksek verimli buğdaylar, aslında birer genetik deney ürünü. Atalık tohumlarımızın yerini alan bu cıvık buğdaylar, daha çok un, daha beyaz ekmek uğruna besin değerlerini kaybetti. Gluten oranları arttı, mineral ve vitamin içerikleri azaldı.
Marketlerde satılan beyaz ekmeklere baktığımızda, gördüğümüz şey maalesef buğdayın özü değil, onun endüstriyel bir taklidi. Rafine un, instant maya ve doku düzenleyicilerle üretilen bu ürünler, vücudumuzun tanımadığı yapılar.
Ancak umutsuz olmayalım lütfen. Anadolu'nun kadim buğdayları - siyez, karakılçık, kavılca - binlerce yıldır genetik bütünlüğünü koruyor. Bu buğdaylar daha düşük gluten içerirler, mineral ve vitamin açısından zengindirler, vücudumuzun tanıdığı genetik yapıya sahiptirler ve glisemik indeksleri de düşüktür.
Ayrıca unutmayalım gerçek ekmek sadece un ve sudan ibaret değildir. Ekşi maya, ekmek yapımının ruhudur. Dedelerimizin, ninelerimizin kullandığı bu yöntemle gluten önceden parçalanır fitik asit etkisiz hale gelir, besin değeri artar ve bağırsaklar için dost bir ürün ortaya çıkar.
Tüm bu nedenlerden ötürü artık bilinçli tüketiciler olmak zorundayız. Bu doğrultuda ekmek alırken %100 tam buğday olup olmadığını kontrol edin, ekşi maya ile yapıldığından emin olun, katkı maddesi içermemesine dikkat edin ve yerel fırınlarınızdan, geleneksel yöntemlerle üretim yapan üreticilerden alışveriş yapın.
Ekmek, binlerce yıllık kültürümüzün parçası. Onu yasaklamak yerine, doğru olanı nasıl üreteceğimizi öğrenmeliyiz. Gerçek ekmek buğdayın, suyun, tuzun ve emeğin en saf buluşmasıdır.
Sevgimizi katmayı da unutmayalım...
Sağlıkla kalın.



















