Türkiye, zeytinyağı üretiminde dünyanın en büyük ikinci üreticisi konumuna yükseldi. 750 bin tonluk rekor üretimle İspanya’dan sonra dünya sahnesinde önemli bir oyuncu haline geldi. Ancak bu büyük başarının gölgesinde pazarlama ve ihracat sorunları giderek büyüyor. Üretici büyük emeklerle üretiyor ama sattığında karşılığını alamıyor. Yanlış ihracat politikaları, desteklerin yetersizliği ve planlama eksiklikleri, sektörün önünü tıkıyor.
Türkiye’de zeytinyağına yönelik, defalarca ihracat yasağı getirildi. 13 ay süren son yasak, Türkiye’nin dış pazarlardaki güvenilirliğine ciddi zarar verdi. Bugün gelinen noktada, stoklar birikiyor, üretici emeğinin karşılığını alamıyor, ihracatçı pazarlarını kaybediyor. İspanya’da zeytinyağı üreticisine devlet desteği ürün bedelinin %25’i seviyesindeyken, Türkiye’de bu oran neredeyse sıfır noktasına geldi. Alım gücünün düşüklüğü ve sahte yağ piyasasının büyümesi de iç tüketimi artırmayı zorlaştırıyor.
Peki, Türkiye bu dev üretim potansiyelini nasıl değerlendirecek? Markalaşma, pazarlama ve tüketimi artırma konularında ciddi adımlar atılmadığı sürece, Türkiye’nin zeytinyağı sektöründeki bu büyük başarısı uzun vadede sürdürülebilir olmayacak.
Mut’un Organik Cenneti
Türkiye genelindeki bu çıkmazın içinde Mut ilçesi, zeytin ve zeytinyağı konusunda özel bir yere sahip. Mikro klima iklim özelliği, yüksek rakımlı üretim alanları ve doğal zararlılardan arınmış ortamı sayesinde Mut’ta yetişen zeytinlerin büyük bir kısmı organik. Bölgede 10 milyondan fazla zeytin ağacı bulunuyor ve bunların önemli bir bölümü -özellikle Akdeniz Sineği olmması sayesinde- ilaçlama gerektirmeden doğal yollarla yetişiyor.
Ancak Mut’un da üretim açısından önemli sorunları var. 2024 yılı rekolte verileri, geçmiş yıllara kıyasla ciddi bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Önceki yıllarda 300 bin tonun üzerinde zeytin, 50 bin tonun üzerinde zeytinyağı üretilirken, bu yıl zeytin üretimi 150 bin tona, zeytinyağı ise 20 bin tona geriledi. Kuraklık, girdi maliyetlerinin artışı ve destekleme politikalarının zayıflığı üreticiyi zor durumda bırakıyor.
Mut İçin Ne Yapılmalı?
Bugün Mut’un ve Türkiye’nin en büyük sorunu, üretilen zeytinyağını katma değerli hale getirerek satamamak. Zeytinyağının bir marka olarak pazarlanması, ihracatta doğru stratejilerin oluşturulması ve üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Mut’un kaliteli ve büyük oranda organik üretim yapabilen bir bölge olması, ona benzersiz bir avantaj sağlıyor. Ancak bu avantajı değerlendirmek için Mut ve Mersin’de üreticiye yol gösterecek adımlar atılmalı.
Markalaşmaya bir adım olsun diye yıllar önce “Sağlık Zeytinden Zeytin Mut’tan” sloganını Mut’umuza hediye etmiştim, zaman içinde zeytin ve zeytinyağı ile ilgili farklı yöneticiler farklı programlar düzenlediler. Hepsine teşekkür ediyoruz ama yeterli değil. Bu sezon da bir festival düzenlendi. Bir zeytin ve zeytinyağı festivali elbette yapılabilir, ancak öncelik satış ve pazarlama sorunlarına çözüm üretmek olmalı. Üretici büyük zorluklarla üretim yapıyor ancak emeğinin karşılığını almakta zorlanıyor. Mut’ta bu konuda bilinçlendirme seminerleri, konferanslar ve girişimler organize edilmeli. Üreticiye pazarlama stratejileri öğretilmeli, kooperatifleşme teşvik edilmeli ve yerel yönetimler bu sürece aktif olarak dahil olmalı.
Mut, Türkiye’nin en kaliteli zeytin ve zeytinyağını üretebilen özel bir bölge. Ancak eğer doğru pazarlama stratejileri ve destek mekanizmaları oluşturulmazsa, bu potansiyel ne yazık ki heba olacak. Üretici yalnız bırakılmamalı, Mut zeytinyağı hak ettiği değeri bulmalı.
Bu süreçte konunun tüm paydaşları—yerel yönetimler, üreticiler, ihracatçılar ve sektör temsilcileri—bir araya gelip ortak akılla hareket etmek zorunda. Yoksa, Mut ve Türkiye’nin zeytinyağı üretimindeki yükselişi kısa vadeli bir başarı olarak kalmaya mahkûm olacak.



















