Orada bir köy vardı, Mersin Silifke'de Torosların koynunda, dağların göğsüne yaslanmış, rüzgârın türküsünü taşıdığı küçük bir köy vardı: O köy Kırtıl... Ne güzel bir ad değil mi?
Haritalarda küçük bir nokta gibi görünse de, yirmibeş haneli şirin bir köy olsa da aslında kadim bir kültürün taşıyıcısıydı. Her evinin taş duvarında, her zeytin ağacının gövdesinde, her tandır kokusunda Tahtacı geleneklerinin, kadim Türk kültürünün izleri saklıydı.
Ülkemizin dört bir yanında çıkan ve yüreklerimizi de yakan son yangınlarda bu köyümüzü de ateşlerde kaybettik maalesef. Yangın sadece ormanı ve köyü değil, insanlarımızın belleğini de yakmak istedi. Zeytinlikler, keçiboynuzu ağaçları, kuşların yuvaları, koyunların otladığı meralar, evler, ahırlar, anılar… Hepsi ateşle kül oldu.
Çocukların kahkahaları kesildi, ninelerin duaları boğazlarında düğümlendi, köyün ruhu alevlerin içinde inledi sanki, tüm yanan köylerimiz gibi.
Ama unutmayalım ki köyler sadece evlerden ibaret değildir; Köyler, köklerimizdir ve kökler yanmaz, yanmamalı da...
Kırtılın ruhu hâlâ yaşıyor. Çünkü Kırtıl, sadece bir coğrafya değil, bir bellektir, sadece bir köy değil, bir destandır. Şimdi bize düşen görev, bu destanı yeniden yazmak, Kırtıl'ı yeniden inşa etmek ve küllerinden umut yeşertmek. Adının hatırına en azından, değmez mi?
Kırtıl yeniden doğmalı, sadece evleriyle değil, kültürüyle, hafızasıyla, doğasıyla, sanatla… Bunun için İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kentlerde, geliri köyün inşasına aktarılacak konserler düzenlenmeli. Köyde resim çalıştayı ve heykel çalıştayı yapılmalı sanatçıların eserleri ile karma sergiler açılmalı. Bu eserlerden oluşan müzayedelerle köye gelir sağlanmalı. Yanan ağaçların kökleri vb malzemelerden köyün hafızasını yaşatan bir heykel yükselmeli köy meydanında; O acıyı, yeniden dirilişi hatta kadim kültürümüzü gelecek kuşaklara anlatmalı.
Kadim Tahtacı gelenekleri ihya edilmeli. Köyün müzesi yeniden açılmalı, geçmişin sesleri bugünün kulaklarına ulaşmalı. Yanan topraklarda gıda ormanları kurulmalı; çocuklar yeniden doğayla büyümeli, kadınlar bahçelerden yeniden bereket devşirmeli. Kadın emeğiyle geleneksel Türk kıyafetlerinin defilesi yapılmalı, köylü kadınların ellerinden çıkan elbiseler, kilimler, reçeller umut olarak satılmalı.
Kırtıl’ın taşıdığı değer, sadece o köyün değil, hepimizin ortak mirasıdır. Kadim Türk kültürü, doğayla uyum içinde yaşayan Tahtacı geleneği, dayanışmanın ve özgürlüğün simgesidir. Eğer Kırtıl yeniden ihya edilirse, aslında biz kaybolmak üzere olan kendi kültürümüzü yeniden diriltmiş olacağız. Hatta bir davulu var dört köşeli, köyün adı ile bilinir: Kırtıl Davulu... Destanlarımızdaki kam davulu Kırtıl Davulu'dur belki kim bilir!
Bugün bu köye destek vermek, sadece bir köye destek vermek değildir; Kırtıl’a nefes olmak, geleceğimizin köklerine su vermektir.
Sessiz kalırsak, bir köy yanarsa, sadece bir köy yanmaz; Bir köy yanarsa, bir halkın belleği yanar.
Çocukların masalları, ninelerin duaları, anaların ninnileri yanar. Bir köy küllerinden yeniden doğarsa, o umut hepimizi ayağa kaldırır. O gün geldiğinde, Kırtıl’ın sokaklarında çocuklar yeniden koşacak, kadınlar yeniden tandır başında ekmek yoğuracak, kirman eğirip kilim dokuyacak, dağların yamacında yeniden türküler yankılanacak.
Bizim görevimiz, o günü uzak değil, yakın kılmaktır. Kırtıl bize, hepimize sesleniyor: “Beni yalnız bırakmayın.” Bu ses, sadece bir köyün değil; kültürün, doğanın, insanlığın çağrısıdır. Bugün bir adım atarsak, yarın torunlarımızın yüzüne umutla bakabiliriz, elimizi uzatırsak, yarın bu topraklarda masallar bitmez, türküler susmaz.
Çünkü bir köy kurtulursa, hepimiz kurtuluruz. Bugün o köyün adı Kırtıl’dır...




















Bu içten yazı için sonsuz teşekkürler Kırtıl köyü Köprübaşı,Gravga köyüne akrabadir.
Kırtıl köyü dayanışmayla tekrar yaratilacaktir.Devletin de deyreye girmesiyle planlı biçimde güzel bir köy ortaya cikar
Sevgili Hasan Abi, Yazdığın içten ve yürek burkan satırları okurken, Kırtıl Köyü’nün o güzelim Torosların koynundaki ruhunu, rüzgârın taşıdığı türkülerini hissettim. Ne güzel anlatmışsın, o küçük ama kocaman yürekli köyü… Maalesef yangın, Kırtıl’ın yeşilini, anılarını, evlerini, belki de bir parçası olan her şeyi kül etti. Ama senin de dediğin gibi, bu sadece bir son değil, bir başlangıç olabilir. Kırtıl’ın küllerinden yeniden doğması için hepimize düşen bir görev var. Silifke’nin Yörük annelerinin el ele verip yemek pişirdiği, komşuların dayanışma ruhuyla omuz omuza durduğu o güzel anlar, umudun ta kendisi. Bu çağrın, sadece bir köyü değil, bir kültürü, bir hafızayı yeniden yeşertmek için atılmış güçlü bir adım. Felteş Dede’nin nefesi, sazın teli, sözün gücü bu topraklarda yeniden filizlenecek, buna inanıyorum. Hadi, Silifkeliler olarak, tüm Mersinliler olarak, hatta bu yazıyı okuyan herkes olarak el ele verelim! Kırtıl’ı yeniden inşa edelim; evleriyle, bahçeleriyle, türküleriyle… Bir köyü küllerinden doğurmak, sadece taş ve toprak değil, bir topluluğun ruhunu yeniden canlandırmak demek. Senin bu çağrın, o ruhun ilk kıvılcımı. Bu yolda yanındayız, Hasan Abi. Kırtıl’ın sazı susmasın, türküsü yeniden yükselsin! Sevgi ve dayanışmayla,