Mut, bereketli topraklarının sunduğu eşsiz lezzetlerle, özellikle kayısısı ve zeytiniyle tanınan kadim bir coğrafya. Düzenlenen Kayısı ve Zeytin Festivali de bu bereketin kutlanması, yörenin tanıtılması ve kültürel zenginliklerinin paylaşılması amacıyla gerçekleştiriliyor. Ancak son zamanlarda, haklı olarak, festivalin ruhuna gölge düşüren bir tartışma yükseliyor: "Bunca kriz içinde festival mi olur?" diyen üreticinin haklı feryadı.
Evet, festivaller önemlidir. Mersin'in hiçbir bölgesinde festival düzenlenmezken yıllarca düzenlenen Karacaoğlan Kültür Sanat ve Kayısı Festivali kutlana gelmiştir. Ama bu ilk olma özelliği bile kendisini yenileyip geliştirememiş. Bir araya gelmek, eğlenmek, kültürel değerlerimizi yaşatmak güzeldir. Ancak karnaval havasında geçen birkaç günün ardından, üreticinin gerçeğiyle yüzleşmek gerekiyor. Tarlada alın teriyle yetiştirdiği ürünün hak ettiği değeri bulamaması, aracılar ve tüccarların insafına terk edilmesi, artan girdi maliyetleri altında ezilmesi... İşte bu acı tablo, festival coşkusunun yerini derin bir hayal kırıklığına bırakıyor.
Üreticimiz haklı olarak soruyor: Bu festivaller kime yarıyor? Eğlenceye, tüketime odaklanan, üreticinin sorunlarına çözüm üretmeyen, hatta onların ürünlerini değersizleştiren bir "panayır" havasından öteye gidemeyen bu etkinlikler, gerçek amacından sapmış durumda değil mi? Gerçek anlamda bir panayır olup da turizme katkı sağlamıyor olması da ayrı bir konu.
Elbette, kimse festival ya da panayır karşıtı değil. Aksine, festivallerin bölgemizin tanıtımı, turizmin canlanması ve yerel ekonominin kalkınması için büyük bir potansiyel taşıdığına inanıyoruz. Ancak bu potansiyeli hayata geçirmek için zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Festivaller, sadece eğlence ve tüketim odaklı etkinlikler olmaktan çıkarılmalı, üreticinin sorunlarına çözüm arayan, onların ürünlerini hak ettiği değerde satmalarına olanak tanıyan platformlara dönüştürülmeli. Bir başka konuda çuvalla para ödenen sanatçı konusu. Sanatçılara yer verilecekse milyonlarca para ödenen sanatçılar yerine yerel sanatçılar ve gruplar desteklenmeli.
Peki bu nasıl mümkün olacak? Öncelikle, yerel yönetimlerin, mülki idarenin ve ilgili kurumların üreticinin sesine kulak vermesi gerekiyor. Üretim maliyetlerini düşürecek destekleyici politikalar geliştirilmeli, üreticinin doğrudan tüketiciye ulaşabileceği mekanizmalar oluşturulmalı. Komisyoncu ve tüccar egemenliğine son verecek, adil ticaretin tesis edileceği bir sistem inşa edilmeli.
Festival dönemleri, işte tam da bu dönüşüm için bir fırsat sunuyor. Tıpkı başka başarılı örneklerde olduğu gibi, Mut festivalleri de yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayacak şekilde planlanabilir. Gelen ziyaretçiler, sadece eğlenmekle kalmayıp, yörenin doğal ve organik ürünlerini doğrudan üreticiden alma imkanı bulmalı. Böylece hem turizm geliri elde edilir, hem de küçük üretici desteklenir. Festival alanları, sadece çerçi stantlarıyla değil, yöresel ürünlerin sergilendiği, tadım etkinliklerinin düzenlendiği, üreticinin emeğini ve ürününü ön plana çıkaran alanlara dönüştürülmeli.
Unutmayalım ki, Mut'un bereketi sadece toprağından değil, aynı zamanda o toprağı işleyen, emek veren üreticisinden gelir. Gerçek bir festival, bu bereketi ve emeği hak ettiği şekilde kutlamalı, üreticinin feryadını dindirmeli ve onlara umut vermelidir. Aksi takdirde, davul zurna sesi arasında kaybolan tek şey, Mut'un gerçek zenginliği olacaktır.



















