Bir anıta, bir heykele, bir mirasa neden böyle davranılır?
Türk halk şiirinin özüdür Karacaoğlan. Arı duru Türkçesiyle aşkı, doğayı, gurbeti en yalın en içli biçimde dile getirmiş bir halk ozanı. 17. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Karacaoğlan, sadece Mut’un değil, tüm Anadolu’nun yüreğinden çıkan bir sestir. Ancak bu büyük ozana sahip çıkmak konusunda sınıfta kaldığımız ortada. Anısı, mezarı, heykeli... hepsi ayrı bir vefasızlık öyküsüne dönüşmüş durumda.
Mut halk kültürüne çok büyük katkıları olan araştırmacı yazar merhum Sıtkı Soylu'nun yer, lahit, makam, kitabe ve epitaf konularında mihmandarlığı ile yapılan Karacaoğlan'ın Anıt mezarı... Dönemin Belediye Başkanı Selahattin Aslan'ın katkılarıyla Mut’ta Karacaoğlan Tepesi’nde bulunan anıt mezarı 1997 yılında Kültür Bakanlığı ve Mut Belediyesi iş birliğiyle yapıldı. Açılışını dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay gerçekleştirdi.
Daha sonraki bir dönemde Mersin Valisi Şenol Engin'in katkılarıyla hemen karşı tepede bulunan Karacaoğlan'ın sevgilisi Karacakız Teepesi'nde de İl Özel İdaresi tarafından Karacakız Anıt Mezarı yazılmıştır. Ancak o günden bu yana ne bir el uzandı ne de bir göz değdi. Her iki anıt mezarın yolları ne yazık ki çok kötü ve anıtlara ulaşım çok zor. Anıt mezar, doğa koşullarının ve ilgisizliğin kıskacında, çevresiyle birlikte bir harabeye dönmüş durumda. Kırılmış mermerler, bakımsız peyzaj, terk edilmişlik... Karacaoğlan’a değil, sıradan bir mezar taşına bile reva görülmemesi gereken bir manzara.
Ancak vefasızlık sadece bununla da sınırlı değil.
Türk sanat tarihine damga vurmuş Mutlu heykeltıraş Prof. Dr. Hüseyin Gezer tarafından 1973 yılında yapılan ve Türkiye’de bir halk ozanını temsil eden ilk heykel olma özelliği taşıyan Karacaoğlan heykeli, dönemin Devlet Bakanı Celâlettin Coşkun’un kstılımıyla Çınaraltı Karacaoğlan Parkı’nda halkla buluşturulmuştu. Gerçekten çok estetik çok güzel ve o müstesna ruhu yansıtan bir şaheserdi. Ancak sonrasında, bir başka heykel, 1992 yılında dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar tarafından Bakanlık olarak Prof. Dr. Tankut Öktem’e yaptırılan Karacaoğlan ile Karacakız’ı yan yana betimleyen heykel. Gezer’in heykeli yerinden sökülerek bir depoya kaldırıldı ve yerine -halk arasında Topuklu Karacaoğlan denilen- yeni heykel yerleştirildi. Öyle ki ne kıyafeti dönemini yansıtıyor, ne ayağındaki topuklu çizme; Hatta sonradan çizme yemeniye benzesin diye burnuna ek yapılır. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Bu sadece bir yer değişikliği değildi. Sanata, sanatçıya, mirasa yapılmış bir hoyratlıktı. Unutmamak gerekir ki bir heykelin yönü dahi izinsiz değiştirilemezken, burada sanatçının izni alınmadan heykel adeta “kaldırıldı”. Sanatçının hayatta olmaması, bu kararı keyfi hale getirmez. Varislerinin iznine tabidir böyle bir müdahale. Nitekim Prof. Dr. Hüseyin Gezer’in gelini Prof. Dr. Hale Turgay Gezer, bu durumu yargıya taşımak istediğini ifade etmiş, ancak dönemin şartları ve hassasiyetleri gereği ikna edilmişti. Bugün düşünüldüğünde bu incitici olayın yargıya taşınmasının hakkaniyetli olacağı daha da belirgin hale gelmiştir.
Mut Folklorü'nün Mehmetçiği Süray Vural, ilk heykeli bir depoda tesadüfen görüyor, çok üzülüyor ve konuyu belediyede gündeme getiriyor. Gazeteci Murat Sözeri’nin konuyla ilgili hassasiyeti ve uyarısı sayesinde bu heykel tamamen kaybolmaktan kurtulmuş, yıllar sonra Mut Otogarı’nın bulunduğu alana yeniden yerleştirilmiştir. Fakat bu da alelade bir şekilde yapılmıştır. Ne yazık ki heykel, soba borusu boyasıyla boyanarak adeta bir çocuğun okul projesine dönüştürülmüştür. Sanat eserine saygıdan eser yoktur. Estetik değerinden, tarihî kimliğinden soyutlanmış, sanki geçici bir çözüm gibi “konmuş”tur. Oysa bu heykel, Karacaoğlan kadar, onu yaratan heykeltıraşın emeğinin de bir simgesidir.
Ve dahası… Karacaoğlan adına yapılan diğer bazı heykeller de yine benzer ilgisizlikle karşı karşıyadır. Bir “tesis”in önüne dikilen, estetikten uzak bir başka Karacaoğlan heykeli, halk arasında alay konusu olmuş, sosyal medyada fenomenlerce tiye alınmıştır. Bu mudur
Karacaoğlan’a reva görülen?
Eskiden Kayısı Bayramı olarak başlayan festival, uzun yıllar “Kayısı-Karacaoğlan Kültür ve Sanat Festivali” adıyla sürdürüldü. Ancak zamanla Karacaoğlan, sadece adını verir oldu; içeriğinden silindi. Festivalin afişlerinde ismi var, ama programında yeri yok. Bu büyük ozanı sadece bir “sembol” gibi kullanmak, onun özünü, onun halkla kurduğu gönül bağını anlamamak demektir.
Karacaoğlan’ın dili hâlâ yaşıyor. Onun şiirleri hâlâ sözlük açmadan anlaşılabiliyor. Bu bile, onun halkla ne denli iç içe olduğunun en güçlü göstergesidir. Şimdi yapılması gereken ise, bu kültürel mirasa gerçekten sahip çıkmak.
Belki artık Kayısı Festivalinden ayrılıp Karacaoğlan adına ayrı bir festival düzenlenmeli. Akademik bildirilerin sunulduğu, ozanların, sanatçıların, halk müziği ustalarının, gençlerin bir araya geldiği büyük bir sanat şöleni... Uluslararası bir değer olarak Karacaoğlan’ın UNESCO’ya sunulması, bir yılın “Karacaoğlan Aşk Yılı” ilan edilmesi, Darphane tarafından adına hatıra para bastırılması... Kuruluş çalışmalarına başlanılıp akamete uğrayan Karacaoğlan Vakfı da bir başka konu; Keşke yeni gönüllüler çıksa da yeniden böyle bir vakıf kurulsa. Bunlar hayal değil, biraz niyet, biraz emek, biraz da vefa gerektirir.
Buradan Kültür Bakanlığı’na, Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne, Mut Kaymakamlığı’na ve
Mut Belediyesi’ne açık çağrıdır:
Karacaoğlan’ın ve Karacakız'ın anıt mezarını onarın, anıtına sahip çıkın, peyzajını ve yollarını yapın, heykelini layık olduğu şekilde yeniden değerlendirin. Bu büyük halk ozanına, onu anlamayanların hoyratlığıyla değil; onun sözleriyle, sevgiyle, aşkla, doğayla yaklaşın.
Unutmayın lütfen, Karacaoğlan’a vefa, kültüre, sanata, halka vefadır.




















Tebrikler