18 Ocak 2026 tarihli köşe yazımda, Mut’un tarihsel ve kültürel hafızasını yaşatacak bir “Hafıza ve Vefa Meydanı” oluşturulması gerektiğini yazmıştım.
O yazıda Mut’un yetiştirdiği sanatçıların, halk bilimcilerin, öğretmenlerin, halk ozanlarının, Milli Mücadele kahramanlarının ve bu topraklara yön vermiş tarihî şahsiyetlerin büstlerinin yer aldığı bir alanın öneminden söz etmiştim.
Aradan kısa bir zaman geçti ki Mut Belediyesi, Karamanoğlu Mehmet Bey’in heykelini yapmak için belediye meclisinde karar alındığını duyurdu.
Karamanoğlu Mehmet Bey, Türk tarihi açısından çok önemli bir şahsiyettir. Türkçeyi devlet dili ilan eden büyük bir tarihî şahsiyettir ancak Karaman ili zaten yıllardır Karamanoğlu Mehmet Bey’i sahiplenmiş durumda. Heykelleriyle, etkinlikleriyle, kurumsal hafızasıyla bu tarihî mirası kendi şehir kimliğinin merkezine yerleştirmiş durumda.
Mut, başka bir ilin sahiplendiği ve orasıyla özdeşleşen tarihsel figürü tekrar ederek mi kendi kimliğini inşa edecek yoksa kendi tarihine daha uygun bir şekilde mi hareket edecek?
Bugün hâlâ mezarı Mut sınırları içerisinde bulunan Karamanoğlu Beyliği’nin kurucusu Nurettin Bey’den haberimiz mi yok?
Mut’un Karamanoğlu Beyliği’ne başkentlik yaptığı dönemin beyi olan Musa Bey’i tanımıyor muyuz?
Eğer bir heykel yapılacaksa Mut’un kendi tarihsel hafızasında doğrudan karşılığı olan bu isimler neden öncelikli olarak düşünülmüyor?
Nurettin Bey’in mezarı bu topraklarda, Musa Bey döneminde Mut, beyliğe başkentlik yapmış.
Bir heykel yapmak için bundan daha güçlü bir tarihî bağ olabilir mi?
Hatta bana göre tek bir heykel değil Mut’un tarihsel katmanlarını anlatan bütünlüklü bir hafıza alanı oluşturulmalıdır, 18 Ocak 2026 tarihli yazımızın içeriğinde olduğu gibi.
Bir yanında Nurettin Bey, bir yanında Musa Bey… Bir başka bölümde Karacaoğlan… Bir başka noktada Müftü Nadir Efendi… Hüseyin Gezer… Musa Eroğlu… Sıtkı Soylu… vd.
Ama ne yazık ki bizde çoğu zaman mesele “vizyon ve bilgi” değil, günü kurtaran işler oluyor maalesef.
Bu tür konularda belediyelere danışmanlık yapan, “Durun, bu şehrin kendi tarihsel omurgası var, ona göre karar verelim!” diyen kimse yok mu?
Neden ayakları yere basan, akademik temeli olan, şehir hafızasını güçlendiren projeler üretilemez? Neden sürekli daha kolay, daha popüler, daha risksiz tercihlere/icraatlara yönelinir?
Bugün kendi tarihî şahsiyetlerine yeterince sahip çıkmayan şehirler, yarın kendi değerlerini başkalarına kaptırır.
Hatta insan bazen -bu türden konularda- işin ironik tarafını düşünmeden edemiyor.
Bir gün bir belediye meclisi çıkıp: “Karaman bizden rica etti, Nurettin Bey’in mezarının bulunduğu Değirmenlik Yaylası’nı da onlara verelim…” diye karar alırsa belediye artık şaşırmamak mı gerekir acaba?
Elbette bu biraz sitem, biraz ironidir.
Ama her ironi gibi içinde biraz da gerçek bir endişe taşıyor.



















