Mut Belediye Başkanı'nın göreve gelmesinin üzerinden iki yıl geçti, sahneler kuruldu, konserler verildi, festivaller yapıldı. Reklam panolarında duyurular yayınlandı, ekranlarda ya da mikrofon karşısında başarı hikâyeleri anlatıldı. Sosyal medyada paylaşımlar yapıldı. Peki, Mut’un gerçeği ne kadar değişti?
Sayın başkan açıklama yaptı öğrendik...
Bir belediyenin başarısı, kürsüde ya da kamera karşısında söylenenlerle değil, kasadaki rakamlarla ve tarım kenti olan ilçenin tarladaki sonuçlarıyla ölçülür. Bugün elimizde net olan iki yıllık bir bilanço/rapor var, ağır bir borç yüküyle devralınmış bir belediye... Elbette bu gerçeklik, yönetimin ilk günleri için şeffaf bir şekilde açıklanan bir sorumluluktu.
Ama iki yılın sonunda sormasın mı insanlar size
"Bu sorumluluk -aynı hassasiyetle- tüm alanlarda ne kadar yerine getirildi?"
“Vaatlerimizin yüzde 90’ını yaptık ya da başlattık” diyor başkan bey. Çok güzel bir cümle bu. Ama bu türden bir cümle, veriyle buluşturulup sunulmadığında basit bir cümle olmanın ötesine geçmez. Hangi vaatler tamamlandı? Hangileri kâğıt üzerinde “başlatıldı” sayıldı? Hangileri sessizce rafa kaldırıldı? Bu soruların karşılığında kamuoyuna sunulmuş açık, ölçülebilir bir tablo yok sayın başkan. Mali tarafta da tablo ve benzeri -göreve başlarken borç rakamı netti- bugün aynı netlikte güncel bilanço var mı? Borç ne kadar azaldı? Gelir-gider dengesi nereye evrildi? Tasarruf deniyor, iyileştirme deniyor… Peki kaç lira? Hangi kalemde? Hangi tarihte?
Şeffaflık, bu soruların cevabındadır ve bu cevaplar ortada yok maalesef.
Belediye binasına asılan o büyük branda hâlâ hafızalarımızda. Kalem kalem borçlar, açık açık yazılmış rakamlar…
Bugün o netliğin yerini kısa videolar, yuvarlak ifadeler almış durumda.
Şeffaflık değişmez, ya vardır ya yoktur.
Diğer tarafta, gözümüzün önünde olan bir takım harcamalar var.
Festivaller, konserler, organizasyonlar…
Kimse festivale karşı değil. Kimse müziğe, sanata, şenliğe itiraz etmiyor. Ama mesele öncelikler değil midir? Eğer milyonlar sahneye akıyorsa, ama üretici hâlâ aynı fiyatlara mahkûmsa, o zaman bir sorun var demektir.
Bir ilçede festival yapmak kolaydır. Kalabalık toplarsınız, alkış alırsınız, fotoğraf verirsiniz. Ama o kalabalık dağıldıktan sonra üreticinin hayatı değişmiyorsa, o etkinlik ekonomiye değil, algıya hizmet eder.
Üreticinin tarladaki rekoltesi festivalle artmaz.
İhracat ışıklar altındaki sahneyle kurulmaz.
Tarım, şarkıyla türküyle hikaye ile planlanmaz.
Peki üretici için ne yapıldı?
Belediyenin asıl yetki ve görev tanımları arasında olmasa da başkanın da ifade ettiği gibi yüzde 95 geliri tarımdan olan bir ilçede belediye mutlaka üreticiye önayak olmalı, geliştirilen projelere destek vermeli. Uluslararası pazarlara açılmak için hangi somut adımlar atılarak çiftçiye öncülük edildi?
Hangi ihracat bağlantılarının kurulmasına katkı verildi?
Hangi kooperatifler nasıl güçlendirildi?
Bu soruların da net, belgeli cevapları yok.
Mut Belediye Başkan Sayın Murat Orhan'ın konuşmasına bakarsanız tablo kusursuz görünüyor. Mersin Büyükşehir destek veriyor, hükümet destek veriyor, ilçe belediyesi de üzerine düşeni fazlasıyla yapmış görünüyor. Hatta kendi ifadeleriyle ilçede vaatlerin neredeyse tamamı hayata geçmiş. O halde sormak gerekmez mi, "Her şey bu kadar yolundaysa, hükümet üzerini düşeni yapıyorsa, Mersin Büyükşehir Belediye başkanı Vahap seçer elinden gelen tüm desteği veriyorsa, Mut belediye başkanı da çok kısa sürede çok büyük hizmetler yaptıysa, bu ilçe bugün güllük gülistanlık bir tablo yaşıyor olmalı, öyle değil mi?
Üretici ürettiğini gerçekten hak ettiği değerden satabiliyor mu? Girdi maliyetleri altında, tüccar ve komisyoncu kıskacında ezilmiyor mu? Kimsenin bir derdi yok mu artık?
Yoksa bu anlatılan tablo ile sahadaki gerçekler arasında fark mı var?
Belki de en doğru cevabı kürsüler değil, tarlalar verir. Bir de üreticiye sormak gerekir.
Sulama borusu dağıtımı gibi destekler elbette kıymetli; katkı sunan herkese teşekkür edilir. Ama şu soruyu da sormadan geçemeyiz "Bu yeterli mi? Bu memleketin insanı üretmeyi zaten biliyor, toprağıyla kavga ederek değil, onunla barışık şekilde ekmeğini taştan çıkarıyor. Asıl mesele üretmek değil, üretebilmenin maliyetini düşürmek ve üretileni hak ettiği değerden satabilmek. Girdi fiyatları altında ezilen üreticiye hangi kalıcı çözümler sunuluyor? Ürünlerin ulusal ve uluslararası pazarlarda değer bulması için ne tür somut adımlar atılıyor? Üreticiyi tüccar ve komisyoncu kıskacından kurtaracak hangi mekanizmalar kuruluyor? Çok yakında bir kayısı festivali daha yapılacak; yine sahneler kurulacak, sanatçılara ciddi bütçeler ayrılacak. Kimse sanata karşı değil. Ama bu harcamaların en azından bir kısmı, üreticinin elini güçlendirecek bu temel sorunlara yönlendirilemez mi? İşte asıl soru tam da burada duruyor."
Bir başka tartışma başlığı daha var, reklamlar...
Büyük şehirlerin metrolarında verilen tanıtımlar, ekranlar, panolar… Eğer gerçekten bu tür reklam çalışmaları duyurusu yapılacaksa 3 ilde metrolarda mı yapılmalı? Bir bütçe ayrılmamış ücretsiz yapılmışsa bile daha geniş kitlelere ulaşacak türden iletişim çalışmaları yapılmalıdır. En azından harcanan bu zaman ve eforun sağlıklı bir geri dönüş olması lazım; Mut’a üreticiye ne kazandırdı? Görünür olmak başka şeydir, değer üretmek başka şey çünkü.
Bu kalemden olmak üzere başkan -yaptığımız hizmetlerin- hepsini sosyal medyadan duyurmuyoruz diyor. Peki birçok belediye bunu yapıyor siz de yayınlamalısınız ki bilsin insanlar sayın başkan. Çünkü günümüzdeki en büyük iletişim mecrası sosyal medya çünkü.
Bir başka konu da yönetimin bazı tercihleri.
Alınan araçlar… Hibe mi, satın alma mı? Ne kadara alındı, hangi şartlarla?
Belediyeye ait taşınmazlar…
Satıldı mı? Satıldıysa hangileri, ne kadara?
“İcra yok” deniyor… Peki gerçekten yok mu? Ortalıkta dolanan ihtiyati haciz evrakları nedir?
Varsa neden açıkça anlatılmıyor, yoksa neden belgeleriyle ortaya konmuyor?
Bunlar zor sorular değil.
Ama cevapsız kaldıkça büyüyen sorular.
Bir başka gerçek daha var, rutin belediyecilik hizmetleri, zaten belediyenin görevi olanlar başarı hikâyesi değil, olması gerekenlerdir.
Asıl mesele bu ilçenin kaderini değiştirecek ne yapıldı?
Bugün gelinen noktada bir çelişki yok mu?
Bir yanda “başardık” söylemi, -ki iki yılın sonunda başarmak çok iddialı- diğer yanda cevaplanmayan sorular. Ve en büyük sorun ortada ölçü yok. Vaatlerin yazılı, kalem kalem bir listesi yok. Gerçekleşmelerin karşılaştırmalı bir tablosu yok. Gelir-gider dengesi şeffaf biçimde ortada yok.
Bu durumda başarıyı da, başarısızlığı da ölçmek zorlaşıyor. Çünkü veri yoksa, hesap da yoktur.
Oysa yapılması gereken çok basit değil mi sayın başkan?
İki yıl önce olduğu gibi yine belediye binasına bir branda asın.
Eski borçlar… Yeni borçlar… Toplam gelir… Toplam gider… Satılan mallar… Alınan araçlar… Reklam harcamaları…
Hepsini kalem kalem yazın.
Kısa videolara gerek yok, sloganlara hiç gerek yok. Çünkü bu memlekette artık kimse anlatılanı değil, gösterileni görmek istiyor. İcraatı da görmek istiyor, şeffaflığı da tüm gerçekliği ile görmek istiyor.
Zaten şeffaflık bir tercih değildir, bir zorunluluktur.



















